Haluk Cecan ve Bora Çetin
1986 - 2007
8 Şubat 2007, Perşembe ;
8 Şubat 2007, Perşembe .... sabahın erken saatlerinde soğuk bir İstanbul günü başlıyor. Ancak öğleye doğru hafif Lodos ile gelen "beklenmedik" sıcak hava, bu gün'ü Şubat'dan beklenmeyecek derecede ısıtıyor.... sanki bahar ....ama bir tedirginlik, huzursuzluk var içimde.
Haluk ağabeyimle, en son 2006 Aralığında konuştuk. Hastalığını öğrendikten sonra, elim telefonlara daha az gider olmuştu. Onu ve ailesini rahatsız etmek istemiyordum. Hele, hele sevgili eşinden; ağrıları nedeni ile geceleri uyuyamadığını, ancak gündüzleri, o da ilaçların etkisi ile uyuyabildiğini öğrendikten sonra. ..... Web sayfasından benim aracılığımla ona ulaşmak isteyen Boğaziçi Üniv. sorumluları, Cecan belgesellerini üniversite arşivine katmak için kendisine ulaşmak istiyorlardı. Bu buluşmayı sağladım, o hasta halinde konu ile ilgilenip gereğini yaptı.....
31 Aralık 2006 Pazar günü, yılbaşı ve bayram nedeni ile cesaretimi toplayıp ev telefonundan aradım. Uzun çalmasına rağmen açılmadı. Herhalde, aile dostlarıyla başka bir yerdedirler diye düşünüp, rahatsız etmemek için cep telefonundan aramadım ..... ( keşke arasaymışım ! )
..............................
Bu gün, 8 Şubat 2007, Perşembe. Aslında, Haluk ağabeyimi kaybettiğimiz zaman, bunu bir TV haberinden öğreneceğimi biliyordum. Ama bunun bugün olacağı hiç aklıma gelmezdi. Hastalığı öğrendikten sonra, ikimize de bir hedef koymuş ve Mayıs 2007'deki 50. yaşgünümü birlikte kutlama sözü vermiştik. Sonradan kendime kızmış, ne yani o tarihten sonra ölmeye hakkı mı var demiştim. ....
Giriş
Ben Haluk ağabeyimi çok sevdim. Benim kardeşim yok, ancak yaşam çizgileri bu kadar keşisen iki insan herhalde az bulunur. Ben'de 1957'den beri Kadiköy'lüyüm, Kadıköy aşığıyım. İlk evimiz Rıhtım caddesinde ve daha sonraki Moda'da idi. Sevgili Babacığımın Deniz tutkusu nedeni ile, bebek yaş'ta deniz'in güzellikleri ile tanıştım. İlk dalışımı, Moda kadınlar hamamı açıklarında, 7 - 8 yaşlarında iken ( pinpon toplu, tam çene şnorkelle ) yapmıştım. ( 1965, yani Haluk abi'nin aynı sulardaki dalışlarına denk geliyor ! ) Bir sualtı aşığı idim, su üstünden baktığımda gördüğüm canlıları, yosunları, midyeleri, şeytan minarelerini, balıkları, daha yakından görmeye can atıyordum. Pinpon toplu şnorkelimle, daha derine dalmaya çalışıyor, dudaklarım mosmor olup, titreyene kadar saatlerce suda kalıp, sualtı dünyasını izliyordum. İlk dalışlarımı'da; Dayımın Kurbağlıdere'de bağlı teknesi ile ailece sıklıkla yüzmeye geldiğimiz, Caddebostan koyunda ( İpar yalısı önü ) yapardım...........
Benim Haluk ağabeyim gibi, o yıllarda sualtında gördüklerimi kaydedecek bir film makinem yoktu, ancak sevgili babacığımın fotoğraf düşkünlüğü nedeni ile iyi bir fotoğrafçı olma yolunda kendimi geliştirmekte olduğumun da farkındaydım. En büyük isteklerimden biri'de, sualtında gördüğüm güzellikleri ( tıpkı Haluk abi gibi ) başkaları ile paylaşmaktı. O yıllardaki, Hayat dergisinde bulduğum renksiz sualtı fotolarını keser, odamın duvarına yapıştırırdım ......
Eğitime başladığımız okulumuz bile aynı idi. ( Kalamış Lisesi'nin, Haluk abi ilkokulu, ben de yuva kısmı ile eğitim yaşamına adım atmışız ) Yıllar sonra, sevgili Haluk CECAN'la tanıştıktan ve yaşam öyküsünü öğrendikten sonra bunları kendisiyle paylaşmıştım. Yaşamlarımızın nasıl olup da, bu kadar benzerlikler taşıdığına, konuştukça şaşardık.
1986
Aslında ilk karşılaşmamız, bundan tam 21 yıl önce oldu. Yakın dostum Oktay ve eşlerimizle birlikte, 1986 yılındaki Ege-Akdeniz dalış ( scuba değil )turumuzdan sonra, sualtı için yatırım yapmaya karar verip neopren elbise ve diğer aksamı yenileme kararı aldık. ( malzemelerin dolar'la satıldığı yıllar, bir servet ! ). O yıllarda, sualtı ile ilgili yayınlar yok denecek kadar azdı. Bu konudaki en önemli kitap, Şerif SOFULAR'ın kitabı idi. Şerif hoca, Türk sualtı dünyasının duayenidir. Ben de dahil olmak üzere, birçok balık adamın yetişmesinde emeği vardır. 1986 sonlarında, eşimin bankasının müşterisi olan Şerif hoca ile tanıştıktan sonra dünyam değişti. İlk sağlıklı Scuba eğitimini, Prenses adalarında ( Tuzla ) ondan aldım. Şerif SOFULAR, aynı zamanda kendi kurduğu "Istanbul Balıkadamlar Dalış İhtisas Klübü"nün de başkanıydı.
1987 yılı başlarında, Türkiye'de ilk kez düzenlenen deniz fuarı; "Alabanda 87"de kendisine yardımcı olup-olamayacağımı sordu. İşi gücü aksatıp, olur dedim. Klübün ikinci başkanı'nın yaratıcı deha'sından ve eserlerinden, işte o zaman haberdar oldum.
Evet, tahmin edildiği gibi 2. başkan; Haluk CECAN'dan başkası değildi.
Haluk CECAN, Şerif SOFULAR, Ruhi SARIALP, Bora ÇETİN, Mehmet, Faik İRİS, Alabanda 87, 1987
Alabanda 87 fuarında, bize ayrılan bölümü süslemeye başladık. Ben evden 2 sandalye getirdim. Şerif bey'in getirdiği 41 ekran TV'de, Haluk abi nin çektiği karışık sualtı görüntülerini Beta video'dan durmaksızın oynatıyorduk. ( Sonradan öğrendim ki, bu görüntülerin çoğu ilk belgeseli "ADA" nın görüntüleriymiş). Duvarları, Haluk abi'nin çektiği sualtı ve suüstü fotoları ile kapladık. Renkli kartonlara 16 x 9 fotoları yapıştırıyor, sonra bu kartonları duvarlara tutturuyorduk. Tabii ki fikir Haluk abinin'di. Ayrıca, yine bu fotolar'dan Haluk abi tarafından A3 kağıtlara büyüttürülmüş, renksiz fotokopileri de, poster gibi duvarlara asıyorduk. ( halen, Haluk abi'nin fuar sonrası hediye ettiği bu poster fotokopileri saklarım ) ......
Ayrıca, Fuar standımızı, yine Haluk abi'nin getirdiği, kurutulmuş Müren, Mığrı balıkları, deniz yıldızları ve balıkçı ağları ile süslemiştik. Alabanda 87'nin en çok izlenen standı bizimki idi desem, herhalde inanırsınız. Tabii'ki fuar ekibimizde, Haluk abi'nin o zamanki sağ kolu, sualtı çekimlerinde yardımcısı, dostu, arkadaşı Faik İRİS de bizlerle birlikteydi. ( Bir kaç yıl sonra, Faik abi'yi kaybettik. )
Bu fuar sonrası, dostluğumuz ve yakınlığımız gittikçe arttı. Yeni aldığım Mares tüpümün ilk havasını, Ziverbey'deki müze'sinin önündeki kaldırımda, kendi kompresörüyle bastık. Şerif bey, Oktay, Haluk abi ve ben, dördümüz Bostancı da bir lokantada bir araya gelip, sualtı sohbetleri yapar olduk. İlk Türk belgeseli çekimleri öncesi de sık sık biraraya geldik, projelerini fazla açmasa da yine de güzergah konusunda birkaç şeyi paylaştığımızı anımsıyorum. Müzik danışmanlığı konusunda yardımcı olabileceğimi belirttiğimi ve özellikle Vangelis adını telaffuz ettiğimi anımsıyorum. ( Belki de Cecan belgesellerinin karakteristik müziği olan Vangelis - Antarctica, bu toplantılardan doğdu ) Eğer, kadro seçimi sırasında fikri sorulursa, beni de ekibe katabileceğini belirtmişti. Ancak o zamanki iş durumum nedeni ile çok istememe rağmen bu uzun soluklu gezi'de yer alamayacağım belli idi. Daha sonraki yıllarda'da, farklı belgesellerin çekimlerinde, yine ekibe katılmam gündeme gelmiş, yine işlerim nedeni ile bir türlü fırsat bulamamıştım. Özellikle, "Seyir Günlüğü" ( idi galiba ) çekimlerinde, Oktay'ın teknesi "Boheme"in kullanılması gündeme gelmiş, "Gökçeada" dalışları için rehberliğimin katkı sağlayacağı üzerine konuşmuş ama çok istememe rağmen, ona da katılamamıştım. ( Bunca dostluğumuza, yakınlığımıza rağmen Haluk abi ile birlikte dalma şansını bir türlü yakalayamamış olmam da, en büyük eksiklik ve üzüntülerimden biri ) ....
1990'lar ...
80'lerin sonunda, ilk sualtı fot. makinemi aldıktan sonra, amatör çekimlerime ilgi gösterdi, teşvik etti. Önce, Minolta-Whearhermatic sonra Canon AS-6 ile çektiğim fotoğrafları değerlendirmem gerektiğini söyledi. 4 Haziran 1990'da ITU SSK nün düzenlediği; "Marmara ve Kıyılarında Çevre Kirliliği" konulu fotoğraf yarışmasına katılmama teşvik ederek, fotoğrafımın değerlendirmeye sunulmasını sağladı ve "Haluk Cecan Özel Ödülü" verdi.
( Bkz: BÇ, fotoğraf ödülü sayfası. )
Bora Çetin'in kazandığı, Haluk Cecan Özel Ödülü. 4 Haziran 1990
Haluk CECAN, bendeki sualtı aşkını keşfettikten sonra, yararlı olabilirim düşüncesi ile beni sualtı camiasına tanıştırdı. Bir İTÜ'lü olarak, İTÜ SSK ile tanışmamı sağladı. O yıllarda kurulma aşamasında olan, Sualtı Federasyonu'nun hazırlık toplantılarına götürdü. Özellikle Denizlerimizin kirliliği konusundaki kişisel çabalarım nedeni ile, İTÜ SSK Çevre Kom. Bşk olmamı sağladı. Böylece, 5 Haziran 1991'de Dünya'da ilk kez düzenlenen "Sualtı Protesto Yürüyüşünün" de oluşumunda yer aldım. "Yaşayan Deniz" dergisinde, Deniz Kirliliği ile ilgili yazılarımın yayınlanmasına, Haluk abi'nin büyük katkısı oldu. 90'lı yıllarda deniz Kirliliğine dikkat çekmek amacı ile verdiğim "Video-Konferans" sunumlarıma, görsel ve belgesel katkı sağladı. ....
90'lı yıllarda, her ikimizin de işlerinin yoğunluğu nedeni ile eskisi kadar sık görüşemesek de telefonla konuşmayı ihmal etmezdik. Özellikle, yeni yaptığı her belgesel yayına girdiğinde mutlaka arayıp tebrik ederdim, o da "nasıl olmuş beğendin mi ?" derdi. Ayrıca, her ödül kazandığında, basında çıkan haberlerden öğrenip aradığımda, her zamanki alçak gönüllülüğü ile "eh ne yapalım,verdiler işte bir tane daha" derdi.
Haluk abi'ye "Türkiye'nin Cousteau"su adını ilk yakıştıranlardan biri olduğumu'da hep iddia ettim. En son, 1998 yılında katıldığım bir fuarda yapılan anket'de bunun üzerine özellikle bastığımı anımsıyorum.
O'nunla en sık karşılaştığımız yer'lerden biri de, Doğubank'taki "Mutlu Ticaret" olurdu. Ben işim nedeniyle gititiğimde, Haluk abi'yi orada yeni gelmiş bir kamerayı, ya da bir aksesuarını test ederken bulurdum. Dakikalarca birbirimizden ayrılamazdık, dükkan sahibi Mehmet, bizi gördüğünde hemen 2 kahve söylerdi.
2000'ler ...
21 Haziran 2001'de BSK'ün düzenlediği ve çalıştığım firmanın desteklediği "Uluslararası Sualtı Filmleri" yarışmasının ödül töreninde, Haluk abi ile yine biraraya geldik, hasret giderdik. Beni Fransız filmci dostları ile tanıştırdı, ödül alan filmleri birlikte izledik.
..
..
..
..

..
..
..
..

Uluslararası Sualtı Filmleri Yarışması, BSK 21 Haziran 2001
Hernekadar çok sık görüşemesek'de kalbimizin bir olduğunu bilirdik. Onu herzaman ne kadar çok sevdiğimi, saygı duyduğumu ve takdir ettiğimi, ne kadar gurur duyduğumu bilirdi.
Ne yazıkki, acı haber 2005'de geldi .... Amansız hastalığa yakalanmasına bir türlü anlam veremedim. Onuruna düzenlenen "Vefa Dalışı"nda biraraya geldik. Oldukça sıcak bir gündü, yorgun gözüküyordu, bir süre sahildeki rıhtım taşlarının üzerinde oturduk. O sırada, tam arkamızda ( Caddebostan sahili ) yunuslar belirdi ..... bir kaç yunus, 150 -200 mt açığımızda, dalıp-çıkarak oyun oynamaya başladılar. " - Bak, yunuslar'da bana veda etmeye gelmişler" dedi....
Vefa Dalışından hemen önce, Haluk abi için bir web sayfası yapmaya karar verdim. Hemen, adını satın alıp işe koyuldum. Başlangıçta, elimde çok fazla veri yoktu. Ancak, bu fikir çok hoşuna gittiği için destek oldu. O yoğun temposu ve hastalığı sırasında, kendi hazırladığı bilgileri gönderdi, sayfaya koyduk.
Hastalığını yenebileceğine olan inancımız çok fazla idi. O'da bu direnci gösterdi. Kuvvetli ve dirençli vucut yapısı, Haluk abi'yi taşıdı. ( eğer zatürre'den kurtulabilseydi belki daha da fazla direnecekti ! ) Son günlerine kadar Sualtı Dünyasına ilgisi ve katkısını esirgemedi.
4 Mart 2006'da Donanma Komutanlığı'nın "Moral Gecesinde" yine biraraya geldik. Özellikle, cep telefonum'dan arayıp, bazı davetiyelerin posta'da kaybolduğundan söz etti ve beni mutlaka orada görmek istediğini belirtti. Haluk abi çağırır'da gidilmez mi ? Üzüleceğimizi'de biliyordum ama bu onun önem verdiği bir toplantıydı..... ( İyiki gitmişim, son görüşmemiz bu oldu )
Tabii'ki o gece, Haluk Cecan'a ilgi büyüktü. Kendisi için yapılan belgeseli hep birlikte izledik. Filmin sonunda, herkes ayağa kalkmış Haluk abi'yi alkışlıyordu, o da en önde kalkıp bizlere döndü alkışlamaya başladı, kendisi de dahil, herkes ağlıyordu ...... Tören sonrası kendi imkanları ile yapıp dağıttığı "Belgesel Tarihi" kitapçığını alıp yanına gittim, iç sayfasını açıp imzalatmak istedim. Ancak, bir anda etrafımız elinde kitapçık imzalatmaya gelenlerle doldu ..... Haluk abi'nin insanlara karşı ne kadar zarif olduğu bilinir. O kadar hastalığına, yorgunluğuna rağmen imza isteklerini geri çevirmedi. Ben nasıl olsa yakınıyım, daha sonra imzalatırım diye düşündüm ve geriye çekildim. İmza isteyenler gittikçe çoğalınca, ben'de imza almaktan vazgeçip rengi bembeyaz olmaya başlayan Haluk abi'yi o kalabalıktan kurtarmaya çalıştım. ( başardım da )

Haluk Cecan'dan Bora Çetin'e, 15.03.2006
Bu anlamlı gece'den birkaçgün sonra, Haluk abi tarafından yollanmış bir paket aldım. İçinden, Haluk abi dehası ve sanatçılığı tarafından yaratıldığı belli olan bir plaket çıktı. Arkasında; - " Değerli Dostum Bora Çetin'e , yıllardır bana ve çalışmalarımıza verdiği destek için sonsuz sevgi ve saygılar. İmza; Haluk Cecan 15.03.2006 " yazıyordu....... Gözlerim doldu tabiii .... herhalde o geceki imza konusundaki duyarlılığım gözünden kaçmamış, hemde bende bir hatırası olsun istemiş olmalıydı. İşte böyle duyarlı bir İNSAN'dı Haluk Cecan.........
Teşekkür etmek için telefon açtığımda, eşi Gülseren hanım'dan öğrendim; ızdırabı nedeni ile geceleri uyuyamadığı için, gündüzleri istirahat ettiğini. Bundan sonra, sevgili Haluk abi'mi daha sık aramam gereken bir dönem olmasına rağmen, rahatsız ederim psikolojisi ile aramaktan çekindim, defalarca telefonu elime alıp, tekrar yerine bıraktığımı anımsıyorum.
Ama o beni aramayı sürdürdü, defalarca cep telefonumdan aradı konuştuk. En son, Aralık 2006'da Boğaziçi Üniv. gelen bir istek nedeni ile görüştük. Üniversite, Cecan belgesellerinden bazılarını arşivine alarak ölümsüzleştirmek istiyordu. Benim kanalımla konuyu Haluk abi'ye aktarmamı istediler. E-mail gönderdim, hasta yatağından beni arayarak bilgileri istedi ve o durumunda, üniversitenin isteğini yerine getirdi, belgeselleri derleyip yolladı.
Bu olay beni çok etkiledi. Hasta yatağında bile kendini değil, insanlara nasıl yararlı olabilirim'i düşünen bu muhteşem insana biz ne vermiştik ? Türkiye olarak, Haluk Cecan'ın bu ülke'ye ve bizlere verdiklerine nasıl teşekkür edebilirdik ? O'na teşekkürümüzü nasıl iletebilirdik, onu nasıl onore edebilirdik ? Bunu hepimiz, yani tüm Türk yurttaşları adına bir tek kişi yapabilirdi, o da Cumhurbaşkanımız, Sn. Ahmet Necdet Sezer......
5 Aralık 2006 günü, oturup Sn. Cumhurbaşkanımıza 2 sayfalık bir mektup yazıp yolladım. ( Mektubun tam metni için tıklayınız )
2006'nın son günlerinde, Boğaziçi üniv.'den beni tekrar aradılar. İstedikleri "Cecan Belgeselleri" ellerine geçmişti. Teşekkür etmek için Haluk abi'yi ziyaret etmek istediklerini, benim bu randevuyu ayarlayıp ayarlayamayacağımı sordular. Ben'de Haluk abi'yi görmeyi çok istiyordum. Randevu alırım, hep birlikte gideriz dedim........ ( ama .... olmadı. )
29 Ocak 2007 Pazartesi günü, annemi götürdüğümüz hastaneden dönerken Sn. Cumhurbaşkanı'nın temsilcisi aradı. Cumhurbaşkanımızın konuyla ilgilendiğini, Haluk Cecan'a bir onur belgesinin verilmesinin uygun görüldüğünü, ancak benden adres ve diğer bilgileri istediklerini bildirdi.
Tabii ki çok sevindim ve heyecanlandım, ( konuyu önemsemediklerini sanmıştım ) eve gelir gelmez, adres ve diğer bilgileri buldum. Ancak yollamadan önce, Haluk abi'den doğrulatmalıydım. Hem de, geçmiş yılbaşını ve bayramını'da kutlamış olurdum. Ne yazık ki, 2 ev telefonu ve cep telefonu yanıt vermedi. İkinci kez cep telefonunu aradığımda, telesekretere geçti, not bıraktım. Çok meraklanmıştım, sevgili dostumuz Yılmaz Akyunus'u arayıp bilgi almak istedim. Haluk abi'nin hastanede olduğunu, tedaviyi kabullendiğini, dolayısı ile daha iyi olacağını söyledi ( ya da ben öyle anladım ). Ben de ona , Cumhurbaşkanı konusunu açtım ama kimseye söylememesini, Haluk abi'ye sürpriz yapacağımızı belirttim. Akyunus'da çok memnun oldu ve; " - Tüh, böyle birşeyi nasıl oldu da biz federasyon olarak düşünemedik" diye de hayıflandı.
Haluk abi'nin adres ve telefon bilgilerini, 29 Ocak 2007 , saat 14:48'de Sn. Cumhurbaşkanına faks ile ulaştırdım.
Ben, Haluk abi hastaneden daha da iyileşip çıkacak, bir de üzerine Cumhurbaşkanından takdir-teşekkür alacak, morali daha da düzelecek, hatta Akyunus'un dediği gibi bu yaz onu daldırtabileceğiz bile, diye düşünürken ............
Son
.......................................
Cenazesinde, sevgili eşinden öğrendim. Meğerse Haluk abi'yi zatürre nedeni ile kaybetmişiz. Hem kanser, hem zatürre fazla gelmiş Haluk abi'ye.
Sevenlerinin çoğunlukta olduğu bir sevgi yumağına sarıp uğurladık Haluk abi'yi, 10 Şubat 2007 Cumartesi günü, 17 derecede, pırıl-pırıl güneşli bir bahar havasında, Bağlarbaşı'ndan Kanlıcaya.
O sabah, Caddebostan sahiline gidip bir küçük şişeye Caddebostan suyu doldurup mezarına dökmeyi çok istedim ..... sonra vazgeçtim ...... dedim ki "Bora, sen kendini tatmin edeceksiin, Haluk abi'nin bundan haberi olmayacak" .........
17 Ağustos 1999'da Babacığımı kaybettiğimden beri bu kadar ağlamamıştım. ( halen yazarken de ağlıyorum ..... )
O benim ağabeyimdi. Ben, Haluk abi'mi, çok ama çooooooookkkk sevmiştim......................
Bora Çetin
10 Şubat 2007, 18:48

Not: Saat; 19:40... bu günkü cenaze ile ilgili, TV'lerde ne var acaba diye bakan eşim acele ile beni çağırdı. Flash TV'de "Akdeniz Gezginleri" vardı. Herhalde, Haluk Abi'nin anısına yayınlıyorlar diye izlerken, alt yazı geçmeye başladı; ...." RTÜK kararı ile, bilmemne yasaları uyarınca, bilmemne tarihindeki program nedeni ile, ceza olarak "Akdeniz Gezginleri" yayınlanmaktadır " .............
Ne ilginç bir rastlantıydı ? Haluk abi'nin bu ülke için yaptıklarını gözardı eden medya, ceza olarak onun belgesellerini yayınlıyordu. Önce üzüldüm,kızdım, sonra gülümsedim....... " Haluk abi, dedim. Merak etme, bu ülke insanı seni hiç unutmayacak ..........! "
Son güncelleme: 16/11 Şubat 2007, 17:00
Haluk CeCANLI Yıllar ana sayfasına
geri dönmek için; tıklayınız.
Haluk CECAN Pages; Designed by Bora ÇETİN , Please " Care of Copyright © "